Blog

Ebeveynler Hangi Noktada Terapide Zorlanır?

Terapiye başvuran ebeveynlerin büyük bir kısmı sürece, “çocuğum için buradayım” ifadesiyle yaklaşmaktadır.
Ebeveynler Hangi Noktada Terapide Zorlanır?

Terapiye başvuran ebeveynlerin büyük bir kısmı sürece, “çocuğum için buradayım” ifadesiyle yaklaşmaktadır. Bu ifade ilk bakışta işlevsel ve sorumluluk içeren bir duruş gibi görünse de, terapötik sürecin zorlaştığı nokta çoğunlukla tam da burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü terapi, ebeveynin yalnızca çocuğu sürece getiren bir konumda kalmasını değil, aynı zamanda sürecin aktif bir bileşeni olmasını gerektirir ve ebeveynler çoğu zaman bu katılım gerekliliğiyle karşılaştıklarında zorlanmaktadır.

Birçok ebeveyn için en güvenli beklenti, sorunun çocukta sınırlı kalması, çözümün terapötik alanda gerçekleşmesi ve aile içi düzenin mümkün olduğunca değişmeden korunmasıdır. Terapötik çalışma bu beklentiyle örtüşmeyebilir. Çocukta ortaya çıkan belirtiler çoğunlukla ilişkisel bir bağlam içerisinde şekillenir ve bu bağlamda ebeveyn tutumları, sınır koyma biçimleri, duygusal düzenleme kapasitesi ve tutarlılık önemli rol oynar. Ebeveyn, çocuğun davranışlarını kendi tutumlarından bağımsız değerlendirmeye çalıştığı noktada sürece direnç göstermeye başlar; bu durum “benimle ilgisi yok” şeklindeki açıklamalarla kendini gösterebilir ve terapötik ilerlemeyi yavaşlatabilir.

Bazı ebeveynler terapiyi, çocuğun belirli bir süre içerisinde “düzeltilmesi” gereken bir müdahale alanı olarak konumlandırmaktadır. Bu bakış açısı, sürecin ne kadar süreceği, ne zaman sona ereceği ve kaç seansta sonuç alınacağına dair yoğun sorgulamaları beraberinde getirir. Belirsizlik arttıkça kontrol ihtiyacı belirginleşir; seans sıklığı, yöntemi ve çerçevesi daha fazla tartışma konusu haline gelir. Oysa terapi, kontrol üzerinden değil, belirsizliğe tahammül edebilme kapasitesi üzerinden ilerler ve ebeveyn için zorlayıcı olan çoğu zaman bu bilmezlik halini tolere etmektir.

Terapi dışarıdan bakıldığında çocuğa açılmış bir alan gibi görünse de, ebeveyn açısından aynı zamanda güçlü bir yansıtma alanı işlevi görür. Çocuğun öfke tepkileri ebeveynin bastırılmış öfkesine, kaygıları çözümlenmemiş ebeveyn kaygılarına, sınır sorunları ise ebeveynin sınır koymakta zorlandığı alanlara temas edebilir. Ebeveyn, kendi duygusal yaşantısına temas ettiği bu noktada zorlanır; bu zorlanma bazen sürece mesafe koyma, bazen de terapinin işlevselliğini sorgulama şeklinde ifade edilebilir.

Terapötik çerçeve; seans süreleri, sınırlar ve roller açısından net ve öngörülebilir bir yapı sunar. Bazı ebeveynler için bu yapı düzenleyici ve güven vericiyken, bazıları için oldukça tetikleyici olabilir. Çerçevenin esnemediği, istisna tanımadığı durumlarda ebeveynin otorite, kurallar ve hayal kırıklığına ilişkin geçmiş yaşantıları canlanabilir. Bu noktada zorlanılan unsur çoğu zaman terapinin kendisi değil, sınırların varlığıdır.

Ebeveynlerin sıkça dile getirdiği “artık daha iyi olması gerekmiyor mu?” ya da “evde hala aynı davranışlar sürüyor” şeklindeki ifadeler genellikle terapötik sürecin içsel düzeyde çalışmaya başladığı dönemlerde ortaya çıkar. Çünkü değişim çoğu zaman önce içsel düzeyde gerçekleşir ve dışarıdan hemen gözlemlenebilir olmayabilir. Ebeveyn için beklemek özellikle güçtür ancak terapi hızlandırıldıkça derinlik kaybolur ve süreç yüzeyselleşir.

Sonuç olarak ebeveynler terapide en çok, kendilerinin de sürecin etkin bir parçası olduğunu fark ettikleri noktada zorlanmaktadır. Bu zorlanma bir başarısızlık göstergesi değil, aksine terapinin temas ettiği ve çalıştığı alanın bir göstergesidir. Rahatsız edici olmakla birlikte, tam da bu nedenle dönüştürücü bir potansiyel taşımaktadır.

Kaynakça:

Güncelleme Tarihi : 06.01.2026

© Copyright 2024 Esra Erduran Duvarcı Psikolojik Danışmanlık Merkezi - Tüm Hakları Saklıdır.

Web Tasarım : GWT

Whatsapp
>